Bir kitap okudum ve hayatım değişti değil ama bir kitap okudum ve okumadan önceki ben değilim. İşte Lu Yao’dan Sıradan Dünya böyle bir kitap. 1970’lerin sonu 1980’lerin başında Çin’in toplumsal değişiminin arka planda olduğu, kırsalda yaşayan ve oldukça fakir olan Sun ailesinin yaşadıkları tüm acılara rağmen umutla ve azimle var olma çabalarını okuyoruz. Bunca karanlık bir dönemde bu kadar ümitvar bir kitap okumak bana çok iyi geldi.
Romanın yazıldığı dönemden bugüne yaşanan sosyolojik dönüşüm göz ardı edilemez. Ancak Lu Yao’dan Sıradan Dünya hayat denen bu dalgalı denizde yelkeni rüzgarın yönüne göre ayarlamaktan başka şansımızın olmadığını bize tekrar hatırlatıyor. Hem de bunu olağan insanların olağanüstü hikayeleri üzerinden en sade ama derinlikli haliyle yapıyor.

Yazar ve Kitaba Kısa Bir Bakış
1982–1988 yılları arasında yayımlanan üç ciltlik, 1100 sayfalık orijinal metin dilimize Giray Fidan ve Tang Guazhong tarafından çevrildi. Everest Yayınları’ndan yayımlandı. Türkçe’ye çevrilen metin sadeleştirilmiş metinden çeviri olması sebebiyle yine üç kitap ancak 629 sayfa uzunluğunda. Sıradan Dünya belki bu haliyle hala uzun bir metin. Ancak bu kadar kolay okunan, akıp giden bir kitabı uzun zamandır elime almadığımı söyleyebilirim. Yazar, kitabı oldukça sade, bazen benim çok da hoşuma gitmeyen didaktik bir tonda yazmış. Bugün bile Çin’de halen ders kitaplarında fazlaca yer almasının sebebini açıklar nitelikte.
Lu Yao’nun İzleri
Roman, yazar Lu Yao’nun zorlu hayatından da izler taşıyor. Lu Yao da tıpkı kitaptaki karakterler gibi Çin kırsalında doğup oldukça zorlu hayat şartlarında okumayı başarıyor. Tanınmış bir yazar oluyor. Çin’in en başarılı ve prestijli edebiyat ödüllerinden Mao Dun Edebiyat Ödülü’nü kazanmayı başarıyor. Ancak 42 yaşında vefat ediyor. Yazarın ömrü maalesef çok başarılı olduğu günleri görmeye vefa etmiyor. Gerçek bir hayatın izlerini taşıdığını bildiğimiz romanı da belki bu sebepten çok içinize işliyor.

1970–1980 Çin: Toplumsal ve Ekonomik Dönüşüm
Kitabı detaylı incelemeden önce, kitabın yazıldığı döneme göz atmakta fayda var. Çin, 1970’lerin sonuna kadar bütün üretim araçlarının mülkiyetinin devlette olduğu, üretilen malların dağıtımının bireylere tamamen devlet gözetiminde yapıldığı komünist bir düzene sahip. Ancak bir süre sonra bu sistem işlemeyip halk aşırı fakirleşince, serbest piyasa koşullarına yeşil ışık yakılıyor.
(Bu dönüşümü detaylı okumak isterseniz: Çin’de Dönüşüm)
Kitabımızdaki Sun ailesi de tarımda bireysel üretime dönülmeye başlandığı 1970’lerin sonunda, kırsalda çiftçi olarak yaşamlarını sürdürüyor. Komünist düzendeki tanımlamalar, devlet yapılanmaları, “işçi” sınıfının konumunu ilk ağızdan okumak oldukça ilginç. Mesela bir zamanlar aşırı zengin olan mülk sahipleri komünist düzende mülksüzleştirildikleri gibi “mülk sahibi” gibi tanımlarla sosyokültürel grupların en altında yer alır hale getiriliyor. Ne kadar şaşırtıcı değil mi?
Çin kültürüne, ekonomisine, sosyolojisine kültürel dönüşümün yaşandığı dönemde birinci ağızdan tanıklık ediyorsunuz.
Sun Ailesiyle Tanışalım
Sun ailesi; yaşlı bir anne, baba, büyük erkek kardeş Sun Shoan, büyük abla Yunfang, küçük erkek kardeş Sun Shoaping ve ailenin en küçük üyesi kız kardeş Lanxiang’den oluşuyor. Mağarada yaşamın bile lüks olduğu, öğünlerin kuru kara ekmekten oluştuğu, ayaklarında ayakkabının olmasının bile zenginlik belirtisi olduğu bir sefaletin içinde yaşıyorlar.
Sun Shoan– Geleneksel Dayanıklılık
Ailenin büyük oğlu Shoan azimli, güçlü, geleneksel bir karakter. Oldukça zeki ve çalışkan olmasına rağmen ailesini geçindirebilmek adına okulu bırakıyor. Köye dönüyor ve çiftçilik yapmaya başlıyor. Shoan zamanla iş bitirici, çalışkan kimliğiyle köyde söz sahibi oluyor; önce çiftçi birliğinin başkanı oluyor. Bununla yetinmeyip memleketinde girişimcilik yapıp bir tuğla fabrikasının sahibi oluyor. Shoan ailesine ve geleneklerine bağlı, çalışkan, dürüst bir karakter. Köyünde kalıp kalkınmayı tercih ediyor. Bu haliyle toprağa bağlı geleneksel değerlerin temsilcisi.
Sun Shoaping– Bireysel Özgürlük ve Eğitim
Shoaping ise çalışkan, dürüst, azimli, içe dönük, öğrenmeyi ve okumayı seven bir karakter. Ancak aldığı eğitimle, her ne kadar üniversiteye gidemese de, özgürleşip kabuğundan çıkmayı başarıyor. “Kendi dünyasını” yaratmak için büyük şehirde maceralara atılıyor. Hikayenin kırsaldan çıkışının sembolü. Aslında burada sosyolojik anlayışın ne kadar değiştiğine tanıklık ediyoruz. Eğitimle sınıf atlanabilen, eğitime değer verilen ve çıkış kapısı olarak görüldüğü dönemler.
Lanxiang: Azmin ve Eğitimin Simgesi
Bir diğer aile üyesi Lanxiang da eğitim de oldukça başarılı. Ve bu azimli ailenin, ülkenin en iyi üniversitesine astrofizikçi olarak kabul alan üyesi. Bir kadının, hangi sosyoekonomik gruba ait olursa olsun, azmiyle kendini var etme hikayesi.

Gerçekçi Bir Umut Mümkün mü?
Buradan bakınca metin, toz pembe bir yükseliş hikayesi gibi gözükse de bütün iniş çıkışları, felaketleri, sıradan insanların olağanüstü hikayeleriyle sonuna kadar gerçek. Toksik bir pozitivite değil, gerçekçi bir umut anlatısı.
Ezcümle yazar sıradan insanlar üzerinden evrensel bir insanlık hikayesi aktarıyor. Gazap Üzümleri’nde, Ana’da da tanıklık ettiğimiz farklı coğrafyalarda bir kendini var etme azmi. Hayatın iniş çıkışlarında anlamınıza tutunup, umudun kırılgan sesini yükseltmeye çağıran bir metin.
Biraz umuda, direnişe, azme ihtiyacınız varsa bu kitabı okuma listenize almanızı içtenlikle öneririm.
Yaşamak için bir nedeni olan kişi, neredeyse her nasıla katlanabilir.
Friedrich Nietzsche

