Bu aralar Türk dizi sektörüne neler oldu bilmiyorum ama ilginç bir şekilde beni çok değerli yazarlar ve kitaplarla tanıştırıyor. Bu durum benim ayıbım da olabilir tabii. Ancak ben, okunacak çok fazla güzel kitabın olduğu ve buna ömrümün vefa etmeyeceğini kabullenmiş durumdayım. Tam da bu noktada, yeni izlemeye başladığım Kıskanmak beni Nahid Sırrı Örik ile tanıştırdı. Hayatı, karakterleri, kadınları, hikayeleri, yazım tarzı… Neresinden baksan kimseye benzemiyor. Ve ben bu ayrık otu duruşa tek kelimeyle bayıldım.

Öncelikle dizideki oyuncuların seçimi, hikaye örgüsü şimdilik bir hayli başarılı ilerliyor. Ancak belirli noktalarda kitaptan bir hayli ayrışıyor. Zira biraz daha Seniha’nın bağımsızlık yolculuğu gibi ilerliyor. Ve açıkcası bu gidişat kitabın akışından çok daha mutlu ediyor beni. Umarım böyle devam eder. Yalnız Özge Namal gibi aşırı güzel bir kadını nasıl Seniha rolüne koyarsınız ey yapımcılar?

Kıskanmak Kitabında Hikaye Nasıl İşleniyor?

Peki, kitabımızda hikaye nasıl ilerliyor? Hikayemiz, Zonguldak’ta üst sınıfın yaşamının anlatıldığı bir ortamda geçiyor. Hayatı boyunca ne çevresinden ne ailesinden değer görmemiş, sevilmemiş, köşeye atılıp evinde bile hizmetçi muamelesi gören, kıskanç, çirkin, yaşı geçkin Seniha ve kendinden yaşça küçük, güzeller güzeli Mükerrem’le evlenen, her daim gözde, yakışıklı, başarılı bir mühendis olan kardeşi Halit ile aynı evde çok da mutlu olmadıkları ortak bir yaşam sürerler. Ancak Mükerrem’in çok yakışıklı, genç ve hovarda Nüzhet’e tutulmasıyla, yıllar yılı görülmeyen Seniha’nın eline büyük bir koz geçer.
Kıskançlıkla yıllardır kavrulan Seniha, durumu abisine bildirir ve bir aile faciasının fitilini ateşler. Bu elim olaydan sonra Mükerrem, başka geçim kaynağı olmadığı için malum sona; Halit hapishaneye; Nüzhet ise mezara gider. Seniha ise öğretmen olup kendine mütevazı bir hayat kurar. Ancak Halit için kurguladığı ve hayal ettiği bedbaht geleceğin yerine Halit, hapisten çıkınca yine dört ayağının üzerine düşüp güzel maaşlı bir iş bularak hayatını yeniden inşa eder.

Fazla normal insanlarla meşgul olmaktan hoşlanmam.

Nahid Sırrı Örik’in Kadınları

Dizide ise kitaptakinden farklı bir akış görüyoruz; umarım böyle ilerler. Ancak ben biraz Nahid Sırrı’nın kadınlarından bahsetmek istiyorum. İlginç bir şekilde Nahid Sırrı, kadın karakterlere karşı inanılmaz hoyrat. Bütün kadın karakterlerini geçkin, kıskanç, iffetsiz ya da çirkin gibi acımasız sıfatlarla nitelendirirken, işe yaramaz, liseyi bile bitiremeyen erkek karakterlerine de bir o kadar hoşgörülü. Kadın karakterleri hayat yolculuğunda hep kaybederken, katil olan erkek karakterler bile bir şekilde günün sonunda tahtına yerleşiverir. Halit, geçkin yaşına rağmen hala cazibeli iken ne hikmetse ondan küçük olan Seniha hemen “geçkin” ve “çirkin” olarak nitelendirilir.

Bir yandan sevilen bir karakter yaratmak derdinde de değildir. Hiçbir karaktere sempati ya da nefret besleyemezsiniz. Bir de kıyıda köşede kalmış, ucube ve farklı karakterlerin hayatlarını konu etmeyi kendine görev bilir. Zaten bunu söylemleriyle de açıkça belirtir:

Bir romancının kıymeti, fena insanlarda da nüans bırakış ile, fena insanları toptan kötü etmemesiyle de ölçülür.

Nahid Sırrı Örik’i Tanıyalım.

Nahid Sırrı Örik’in ötekileştirilen karakterler üzerine yazması çok da tesadüf değildir. Zira kendisi de edebiyat dünyasında çok kabul görmez. Bir akıma dâhil edilmez. Döneminde çok dikkate alınmaz. Bunda farklı cinsel yöneliminin de etkisi olduğu düşünülür. Hatta Yusuf Ortaç, içe kapanık bu aykırı karakter için şöyle bir dize yazar:

Kırıtarak gelirken uzaktan Nahid Sırrı

Sanırım pantolonlu ceketli bir kız gelir.

Aslında dedesi divan sahibi bir paşa, babası ise üst düzey bir bürokrattır. Kendisinin de tahsilini bitirince sarayda güzel bir pozisyon alacağı öngörülür. Gelgelelim Cumhuriyet ilan edilince, birden fazla dil bilen entelektüel Örik’in bu hayalleri de suya düşer. Hukuk eğitimini yarıda bırakır. Bu sebeplerden, Örik’in Cumhuriyet’e mesafeli olduğu söylenir. Hatta değişime adapte olamadığı eleştirisi vardır. Annesi, o küçükken hayatından çıkar. Ve uzun süre görüşmezler. Annesiz büyüyen, ötekileştirilen ve değersizleştirilen bir karakter, sonuç olarak toplumun kıyıda köşede kalmışlarının ve kötülüklerinin yazarı olur.

Sonuç olarak bana kalırsa Türk edebiyatının bir ayrık otu varsa o kesinlikle Nahid Sırrı Örik’tir.

Bir yandan anlatıda duygular ete kemiğe bürünür; duygu bir karakter olur, insanın içini yakar. Ama aslında bunu o kadar soğukkanlılıkla yapar ki… İşte tam da bu yüzden bence eşi benzeri yoktur. Dramatize etmez, yüceltmez, kitap okunsun diye insanların yakınlık kuracağı, öykünecekleri karakterler yaratmaz. Karakterlerine karşı hep mesafelidir; ne iyi ne kötü olarak kategorize etmez. Hikayenin başında sempati duyduğunuz bir karakter, mutlaka hikayenin sonunda mesafeleneceğiniz bir şey yapar. Aslında belki de tıpkı hayat gibi, insan olma deneyimi gibi…

Bunca geç tanıştığıma biraz hayıflandım. Kıskanmak okumam sonrası diğer kitaplarını da okuma ödeviyle ayrılıyorum. Zeki Demirkubuz’un yine kitaptan uyarladığı filmini de izleyeceğim. Diziye de devam. Umarım kitaptaki akışı takip etmezler; zira ekranda biraz daha kendi ayakları üzerinde duran, kazanan ve kendi hikayesini yaratan kadınlar görmeye ihtiyacımız var.

Çünkü insan kalbinde çok gizli, çok kirli, çok korkunç köşeler bulunur.